25 Nisan 2011 Pazartesi

blogun açıldığını yeni görüyorum

oooo o efenim kimleri görüyorum, blog efendi de burdaymış, buyurun efenim sahneye davet ediyoruz sizi... oo o oooo mastika mastikaaa ooo oo ooooo :D:D ne zaman açılmış bu kerata:P

28 Şubat 2011 Pazartesi

'ay' olmak isteyen beyaz tenli kurabiyeler

Kavala kurabiyesi mi dersiniz selanik kurabiyesi mi? Cezmi ne söyledii? söylee??
bence bademli un kurabiyesi,
zaman zaman sözün bittiği yerler olabilir, bu da o anlardan olmasıınn?
bana baaakk şu çantayı yersin kafana haaa!!
vur be Sultanıım senin vurduğun yerden gül biter ahahahahah(kahkaha atmak ne hoş, hemde içinden,sessiz :D:D:D) 
şimdi sıra tarifte, darısı başınıza olsun diye :)

malzemeler 
  • 2 su bardağı un(2bardak unla başlayın, yoğururuken yavaş yavaş biraz daha ekleyin yaklaşık yarım bardak kadar,yumuşak bir kıvamdayken un eklemeyi bırakın)
  • 200 gr tereyağ
  • 1 paket kabartma tozu
  • 1 su bardağı kabuksuz tuzsuz badem (migrosta hazır paketler halinde satılıyor,ayrıca pilavı da şahane oluyor)
  • 1 yumurta sarısı (ben yaparken Nil beyazını masaya döktü,oysa yarın onu pastırmalı sucuğa katıcaktım :P)
  • 5 silme yemek kaşığı pudra şekeri
yapılışı: çok basit:) bademleri bıçakla iri iri parçalayın sonra azıcık kavurun, bu arada bütüüün malzemeleri bi kaba boca edip yoğurun, bardakla ay şekli verip 175 derece ısıtılmış fırında 20 dakika kadar pişirin. kurabiyeler soğuduktan sonra (ki ılıkken alırsanız ağzınızda dağılması yerine tepside dağılır) pudra şekerine bol bol bulayın. bitti hücuuumm :))


22 Şubat 2011 Salı

Kör Baykuş

Uzun zamandır kitaplıkda duruyordu sevgili Kör Baykuş'um, havası biraz kasvetli, biraz ağır (yani yükte hafif pahada ağır) bir tarzı olduğundan doğru zamanı bekliyordum, geçtiğimiz haftasonu, artık, çığlıklarına dayanamayıp aldım elime.. bitti.. yarıya kadar heves ve zevkle, sonrasında biraz hızlıca geçiştirir tarzda okuduğum bir kategori vardır, onlardan oldu, belki ortam müsaitliği bu işi çekip çeviren.. bilemiyorum.. her halukarda "okumasaydım eksik kalırdım" dediklerimden.. Sadık Hidayet dendi mi; dil kullanımı, tasvir ve betimlemeler gelecek aklıma, ve göründüğü üzere Kafkamsı düşünüş.. İşte birkaç dil kullanımı vurgunu:
- hayal mi gerçek mi olduğunu algılayamadığı kadını görüp yitirdikten sonra onu ararken; "çöpleri koklayan aç bir köpeğe benziyordum"
- "Parmak uçlarına basa basa çekilip gidiyordu gece."
- "Bütün hayatımı bir salkım üzüm gibi avucumda sıkmak istiyordum, suyunu, hayır, şarabını damla damla, gölgemin kurumuş boğazına akıtmak istiyorum, kutsal su gibi" yazmaya mecbur olduğunu ve bunu hayali bir varlık olan gölgesine bildirmek baskısı altında olduğunu anlatıyor.

ps1: yazarın ölümü kendi eliyle oluyor, intihar..
ps2: kitabın yayımı İran'da yasak.

7 Şubat 2011 Pazartesi

düşlere düşmek.. / şifre:KIRMIZI

"Sorun çaresizlik değil,isteksizlik...İsteksiziz, çünkü çocuklukta bize uygulanan ilk şey, içimizdeki isteği  öldürmektir." George Bernard Shaw


Nil'in treni bu raylardan geçmesin istiyorum, böylesi bir trenin makinisti olmak oldukça zor, biliyorum, fakat ben, bu treni, harikalar diyarlarında yürütmek istiyorum. her ikimiz için de..(yani burada sorun; isteklilik ) özgürüz ikimiz de.. ;)
Bernard Shaw'ın 'gerçeklerde acımasız ve sevgisiz bir çocukluğu olduğu için mi düşlerde zengin' olduğunu da düşünmeden edemiyorum.. lakin; hayallerin, insanı mutlu ve zengin kıldığından da eminim.
Resim;hayal gücüne hayran olduğum David Wiesner'in June29,1999 adlı kitabına ait

 ve son sözü,ilk sözü söyleyen söylesin:
“Imagination is the beginning of creation. You imagine what you desire, you will what you imagine and at last you create what you will.”
George Bernard Shaw

4 Şubat 2011 Cuma

iyi anlar../ the good the bad and the ugly

uzuun zaman oldu, uyuyan güzel tarzında günler geçireli.. Bir insan doğurmanın dayanılmaz hafifliğini yaşadım, çok yoruldum, erken uyudum, uyanmak istemedim ama kalktım, bu nasıl bir uyuyan güzel hikayesi demeyin, bu uyku hali bedenle ilgili değil.. "anne olunca anladım"  diye bir site dahi var.. bir kış bebeği dünyaya getirdiyseniz evde oturursunuz, bedeninizin kendine gelmesi uzun sürdüyse, ruhunuz da hantallaşır..  yakınınız akrabanız uzaktaysa, dostlarınız birden kaybolup yandı bitti kül olduysa, dumanlar altında kalırsınız.. İşin kötüsü bunu farkedemiyor, bu yüzden çareler de bulamıyorsunuz. İçindeki enerji içinde kalıyor, ama bir alevtopuna dönmek yerine sönmüşlük hissediyor ve öfkeleniyorsunuz.. ben bu öfke krizlerini hiç tatmadım diye şaşırıyor ağıtlara boğuluyorsunuz.. aynı anlarda, hayatta başına gelebilecek en muhteşem duyguları yaşıyor, kendinden bile daha çok değer verdiğin minik parmakları tutuyor, o ışıl ışıl gözlere bakarken için titriyor, aşırı sevgiden gözlerin dolu dolu bakıyor,parıldıyorsunuz..
 Şimdi o bir yaşında, bedenim ve ruhum hamilelik ve doğum dönemini atlatmak üzere.. ha buna bir de evliliğe alışma dönemini eklemeli.. öyle ya karı-koca olma haline alışamadan bir de anne olmayı öğrenmek durumunda kalmıştım.. öğrendim yeni rollerimi ve sevdim..

şimdi şöyle bir bakıyorum geçtiğimiz 2 seneye, iyiki yaşanmış, ne güzelmiş, zormuş da(bu zorluk, o zorluk durumu ortadan kalktıktan ya da buna gönül rızasıyla alıştıktan sonra farkediliyormuş) ve bazı şeylere bazı çözümler bulmak isteği ile artık kendime iyi gelen bir yer oluşturmalıyım dedim, bu blog bu sebeple kuruldu, çok uzun süre atıl durumda kaldı,şimdi canlanacak ve iyi gelesi paylaşımlar yaşanacak.. :))
daha nice iyi anlara..